İlk olarak Malpraktisin tanımı yapılacak olup çeşitlerine değineceğiz. Özellikle Malpraktisin hangi hallerde söz konusu olduğu, türlerinin ne olduğu hasta olarak ya da hekim olarak bu durumla karşılaşıldığında nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine, hukuki sürecinin nasıl işlediği ve hangi yollara gidebildiğimize dair faydalı olacağını umduğumuz bir bilgi paylaşımı olacak.
İlk olarak Malpraktis sadece tıp alanıyla ilgili bir kavram olmayıp Borçlar Hukuku’nda da kendine ayrıca yer bulmaktadır. Ayrıca Malpraktis tıp dışındaki diğer tüm meslekler için de söz konusu olabilmektedir. Daha sonra ayrıntılı olarak değinileceği üzere Malpraktis daha çok vekalet ilişkisinin kurulduğu meslekler için söz konusu olmaktadır. Sadece tıp alanına özgü bir husus olmadığını tekraren açıklamak gerekir. Malpraktis genel olarak tıpta doktorun yaptığı hatalar anlamına gelmeyip daha geniş kapsamlı bir tanımı mevcuttur. Daha çok ‘’uygulamayı kötü yapma, gereği gibi işi yapmama, verilen görevi kötüye kullanma’’ anlamına gelmektedir. Ancak sizinle paylaştığımız bu bilgi notumuz daha çok tıp alanında söz konusu olan Malpraktis ile ilgili olup söz konusu kavramın tıptaki tanım ve genel çerçevesine odaklanacaktır. Tıpta Malpraktis için ise hekimin, kendisine gelen ya da acilde hekimin mesleki zorunluluk sebebiyle müdahale ettiği hastanın tedavisini yerine getirirken kasti ya da ihmali veyahut taksirle hata yapması, bu sebeplerle hastanın zarara uğramasına sebebiyet vermesi olarak tanımlanabilir. Yani Malpraktis, hekimin müdahale ettiği hastaya tıbbi standart olarak belirlenebilecek bir sınırın altında müdahale edip hastanın zarar görmesi, tedavi sonucunun doktordan veya fiillerinden kaynaklı olarak başarılı olamaması durumunda olur. Doktor bu duruma kasti olarak ya da ihmalen sebebiyet verebilmektedir. Doktor teriminden ise sadece tıp doktoru anlaşılmamalı ayrıca diş hekimleri de Malpraktis konusundaki sorumluluklar çerçevesine dahil olmakta ve izlenmesi gereken hukuki sürece davacı ya da davalı olarak katılabilmektedir.
Yani doktor ve diş hekimi ya üzerine düşeni bilerek gereği gibi yapmamakta ya da dikkatsizlik sebebiyle istemeden de olsa zararlara sebebiyet vermektedir. Bu durumda hekimlerin hem hukuki hem de cezai sorumluluğu doğmaktadır. Malpraktisin hukuken meydana gelmesi için hem Borçlar Hukuku hem de uygulama açısından şartlarına bakılacak olursa ilk olarak ortada hukuki bir eylem olmalıdır. Hukuki bir eylemden kasıt hasta ile hekim arasında hukuken kurulmuş bir ilişki sonucu doktorun bir eylemi sebebiyle Malpraktis oluşması gerekmektedir. Doktorun bu eylemi hukuka aykırı olmalıdır. Eylemin hukuka aykırılığı için ise Malpraktisin tanımına bakılmalıdır.
Tanımda geçen tıbbi standartın altındaki doktorun kasten ya da taksirle meydana getirdiği tüm eylemler hukuka aykırı olmaktadır. Ancak eğer hastaya acil müdahale yapılması gerekmesinden ya da bilincinin kapalı olmasından kaynaklı olarak bir eylem yapıldıysa bu durumda hukuka uygunluk karinesinden bahsedilecektir. Bu durumda doktorun yaptığı eylemler hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olacaktır. Malpraktisin meydana gelmesi için var olması gereken diğer bir husus ise kusur unsurudur. Bu durumda doktor malpraktise kusuruyla sebebiyet vermiş olmalıdır. Kusurun varlığı için ise daha önce de belirttiğimiz üzere doktorun ya bilerek ya da dikkatsizlik sebebiyle meydana getirdiği zararlı fiillerde kusur söz konusu olacaktır. Diğer bir şart ise zararın meydana gelmesi gerektiğidir. Yani doktorun eylemleri ile hastanın bedenen ya da ruhen bir zarara uğramış olması gerekir. Malpraktis için diğer ve en son olan şart ise zarar ve doktorun kusurlu eylemi arasında illiyet bağı olması gerekmektiğidir. Zira illiyet bağı yani nedensellik bağı yoksa bu durumda zarar doktorun eyleminden dolayı meydana gelmiş olmamakta bu sebeple de sorumluluk doktora ait olmamaktadır. Örneğin doktorun tedavi sürecinde ilgilendiği hastasına gerekli ilaçları verirken sürecin hasta için yolunda gittiği bir durumda hasta yakını tarafından ilaçların alınmasına müdahale edilir ve hasta bu sebepten dolayı zarar görürse bu durumda illiyet bağı koptuğundan yani doktorun eylemi ile hastanın zararı arasında herhangi bir nedensellik bağı bulunmadığından doktorun hastanın uğradığı zarar sebebiyle bir sorumluluğu da bulunmayacaktır. Bu sebeplerden dolayı Malpraktis sonucunda doktorun sorumluluğuna gidilmesi için yukarıda sayılan şartların meydana gelmesi gerekmektedir. Özellikle illiyet bağının kurulduğu durum hukuk dünyasında ayrıca önem arz etmekte ve zararların tazmini ve doktorların cezai sorumluluğu noktasında da dikkat edilmesi gerek bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple Malpraktis sebebiyle hukuki süreç başlatılacağı zaman sayılan şartlara ve illiyet bağının belirlemesi noktasında dikkatli olunmalıdır. Malpraktisin hasta – doktor ilişkisinde hangi aşamalarda nasıl karşımıza çıkabileceğine geçmeden önce malpraktisin sıkça karıştırıldığı bir kurum olan komplikasyon kavramı üzerinde durmakta fayda vardır. Malpraktis yani tıbbi hata da dediğimiz kurum belirttiğimiz üzere daha çok dikkatsizlik veya özensizlik sebebiyle meydan gelirken komplikasyon ise daha çok özen ve dikkat yükümlülüğünün yerine getirilmesine rağmen ortaya istenmeyen bir sonucun çıkmasıdır. Örnek vererek açıklamak gerekirse bir ameliyat sırasında ameliyat edilecek bölgede enfeksiyonlu yaranın olması bir komplikasyondur ancak bu söz konusu enfeksiyonlu bölge için gerekli antibiyotiğin doktor tarafından hastaya verilememesi artık özensizlik veya dikkatsizlik olacak bu durumda ise Malpraktis meydana gelecektir. Bu halde artık doktorun sorumluluğuna gidilmesi gerekecektir. Komplikasyon tıbbın kabul ettiği risk içinde olup gerekli özen, çaba ve dikkat yerine getirilse bile ortaya çıkmaktadır. Bu durumda teşhis veya tedavi aşamasında meydana gelen komplikasyonlar Malpraktis olarak değerlendirilemez ve doktorun ya da devlet hastanesinde süreç ilerletildiyse kamunun sorumluluğuna gidilemez. Bu yüzden bu ayrıma dikkat etmek gerekir. Keza hukuki süreci başlatmak isteyen kişiler cezai ve maddi - manevi tazminat yolların gittiğinde Malpraktis ile komplikasyon ayrımı iyi bir şekilde yapılmazsa bu durumda açılan davalar sonuçsuz kalacak ve hatta süreç ilerlemeden durmuş olacak. Çünkü en basitinden örneklemek gerekirse Cumhuriyet Başsavcılığında soruşturma başlatılmak istendiğinde yetkilendirilen savcı bilirkişi raporu isteyecektir. Söz konusu hususun komplikasyon mu yoksa Malpraktis mi olduğunu bilirkişi raporu ile netleşecek ve soruşturma doktorun eyleminin Malpraktis olmaması durumunda fiilin suç olmaması dolayısıyla soruşturmaya yer olmadığına karar verilecektir.
Her ne kadar ceza dosyaları hukuk mahkemesi hakimini kusuru ve tazminatı belirlemede bağlamasa da yine de doktor eylemi bilirkişi raporu ile belirlendiğinden hukuk mahkemesi hakimi bu durumu dikkate alacaktır. Bu durumda davanın reddine karar vermesi kuvvetle muhtemeldir.